Foto Galeri / Yorum
2010-09-03 16:26:40

Çalışma Arası

 

Son transferlerin takıma uyumu ve eksiklerini tamamlamaları açısından liglere verilen ara bizim açımızdan oldukça iyi oldu.

Hem bu arada son iki haftada ki puan kayıplarının nedenleri, hem teknik ekip hem de futbolcular açısından belirginleşmiş olacaktır.

Buna göre de gerekli önlemler ve çareler Kemal hocamız ve yardımcıları tarafından alınıp uygulamaya sokulacaktır.

Önümüzdeki Bolu maçını özellikle kazanmamız gerekmekte.

Buradan alınacak üç puan, bir sonraki haftayı  bay olmamızdan dolayı görece olarak puansız kapatacağımızdan ligin puan durumuna baktığımızda bizi üstlerde gösterecek bu durumda hem taraftar hem yönetim hem de teknik ekibi rahatlatacaktır.

Bolu maçından alınacak üç puan; sonraki   haftalarda  alınacak puanlarla beraber bizi   hep istediğimiz birincilik kürsüsüne çıkararak  ligin sonuna kadar sürdürülecek başarının da habercisi olacaktır.

Bu yüzden tüm futbolcularımızın bu bilinçle sahada ellerinden geleni yapmaları  ve bu maçı zaferle bitirmeleri gerekiyor.

Bir taraftar olarak futbolcularımızda   bu gücü görüyor ve başarılı olacaklarına inanıyorum.

Her şey gönlümüzce olsun…

 

Yaşasın Adanaspor!

 

Zalif Aktaş

Yazar: Editor
2010-09-03 12:18:40

2007/2008

AHMET ÇENET: Stoper mevkiinde görev yapan oyuncu 2007–2008 sezonunda Adanaspor formasıyla şampiyonluk sevinci yaşamıştır.  
AHMET YILDIRIM: Daha önceleri Beşiktaş ve Galatasaray ile süper ligde şampiyonluklar yaşayan oyuncu 2007–2008 sezonunun devre arasında takımımıza dâhil olmuş ve bir şampiyonluk da Adanaspor ile yaşamıştır.
ALİ KAFADAR: Takımımızın 2007–2008 sezonunda formasını giyen forvet oyuncularımızdandır.
ALPER YEŞİL: 2007–2008 sezonunda formamızı giyen golcü oyuncumuzun şampiyonlukta payı büyüktü.
BEKİR ARPACI: 2. sezonunda da Adanaspor’un kaleciliğini yapan kalecimiz sezon içerisinde fazla forma şansı bulamamıştır.
EMRE AKTAŞ: Golcü futbolcu takımımıza 2007–2008 sezonunun devre arasında katılmış ve attığı gollerle takımımızın Bank Asya 1. lige yükselmesinde başrol oynamıştır.
ERKAN ERGÜN: Takımımıza 2007–2008 sezonunun devre arasında katılmış olan forvet oyuncusu Adanaspor da 1 yıl forma giymişti.
FAZLI ULUSOY: Bir zamanlar Malatyaspor'un süper ligdeki kadrosunun yıldızı olan Fazlı 2007–2008 sezonunda Adanaspor da bir türlü formunu bulamamıştır.
FEVZİ ÖZKAN: Takımımıza 2007–2008 sezonunun devre arasında Şanlıurfaspor’dan katılan ve giderek yükselen form grafiğiyle hala formamızı giymekte olan futbolcumuzdur.
GAZİ ÇAĞIR: Adanaspor da 2007–2008 sezonunun ilk yarısında forma giyen sağ bek oyuncusudur.
HAKAN HACIBEKTAŞOĞLU: 2004–2005 sezonunda takımı Bank Asya 1. lig den düşüren takımda yer alan oyuncu, 2007–2008 sezonunda takımı Bank Asya ya çıkaran takımda da yer almıştır.
HALİL CİHAN ÜNAL: Takımımızın formasını 1.5 sezon giyen ve 2007–2008 sezonunda şampiyonluk yaşayan oyuncularımızdandır.
HALİT KÖPRÜLÜ: 2007–2008 sezonunun başında takıma dahil olan Halit sezon başında istenilen performansı gösteremese de daha sonraları formunu bulmuş ve şampiyonlukta pay sahibi olmuştur. 2010'da takıma dönmüştür.

İLKER ÖYMEZ: 2007–2008 sezonundaki stoperlerimizdendir.
KEREM SARIHAN: Adanaspor’da 2 sezon(2007–2008, 2008–2009) forma giyen sol bek oyuncumuzdur.
OĞUZHAN DOĞAR: 2007–2008 sezonunda kalemizi koruyan ve 1.lige çıkmamızda pay sahibi olan kalecimizdir.
ONUR DEMİRTAŞ: 2007–2008 sezonunda Adanaspor’a gelen başarılı ön libero oyuncusu hala formamızı giymektedir.
OZAN SOLAK: Takımda sağ açık olarak görev yapan takıma 2007–2008 sezonunda katılan futbolcudur.
ÜMİT AYDEMİR: Takıma 2007–2008 sezonunun başında dâhil olan ve 2 sezon formamızı giyen sağ bek oyuncumuzdur.
YILMAZ ÖZLEM: 2007–2008 sezonunda formamızı giyen büyük kaptanımızdır. Demirspora attığı frikik golü hala hafızalardadır. Sezon sonundaki şampiyonlukta büyük emekleri vardır.
YUNUS MURAT CEYLAN: Takımımıza 2007–2008 sezonunun devre arasında katılan savunmanın gerek sağında gerek ortasında gerekse ön libero olarak başarılı performanslar sergileyen ve özellikle saçlarıyla meşhur olan futbolcumuzdur.

Hazırlayan: Halit Gürer

Yazar: Editor
2010-09-02 16:09:20

TRT'de Bu Gece

http://ul.gcg.me/files/2010-09/ilk.jpg
 
  • Bu gece oo.3o’da
  • TRT 1’de
  • 1.lig programı kapsamında
  • bir tanıtım bandımız daha dönecek.
  • Süresi ve içeriği hakkında ayrıntılı bilgimiz yok.
  • Lakin Adanaspor ile ilgili olduktan sonra her program güzeldir: ))
  • Değil mi?

 

Yazar: Editor
2010-09-02 12:22:12

Sitem veya Kahır

Ve transfer dönemi bitti.

Bu dönemden hoşnut olmayan taraftarlarımız mutlaka vardır. Rakiplerin gerisinde kalmayan bir transfer yoğunluğunu ve niteliğini kim istemez. (Örneğin ne olursa olsun Karşıyaka'ya kaptırdığımız Bilal Kısa'nın bize gelmesini çok isterdim...) Herhalde Başkanın kendisi de isterdi dehşetli transferleri. En çok da Kemal Hoca istedi sanırım… ucu refaha varan şampiyonluk be...

Tabi Başkana sitem edenler de vardır, (artık haklı olarak diyorum, rakiplere ezilmek istemeyen o taraftar hissiyatıyla)... Neden daha sıkı-hazır oyuncular almadık diye bir sitem... Bence bunun cevabı “almadık” değil, “alamadık”tır!

Benim diyeceklerim şunlar:

I) Metehan’ın yaklaşımına katılıyorum, bakınız Travma Sonrası Stres Bozukluğu” başlıklı yazı.

II) Şu iki hafta herkes gibi beni de kaygılandırdı, ama rakiplerin de öyle aman aman bir performansları da yok. Örneğin önce Diyarbakır A2’yi 87 dakikada yenebilen ve Karşıyaka gibi hiç oturmamış bir takımı bariz defans hatalarıyla geçen Rize… ve Gaziantep’te 3-0’ı zar zor koruyan, önceki hafta da yeni bir takımı ancak yenebilen Denizli… Evinde Akhisar'ı geçemeyen, ama bitik Altay'ı hasbel kader geçen Samsun... Ee, lig bitti mi? Unutmayın, bu iş biz bitti demeden bitmiyor: )) 

Bekleyeceğiz; eh, sonunda da ya sevineceğiz ya da "biz bu formayı sevdik" deyip Adanasporluluğumuzdan keyf alacağız...

III) Sitem ederiz, doğaldır. İnsanlar dostlarına, sevdiklerine sitem eder. Kelimenin içeriği buna müsaittir. Meseleye bir Adanasporluluk çerçevesiyle baktığım için de takıma, başkana, hocaya sitemi bu içerikte algılıyorum artık.

Lakin bizim veryansın edeceğimiz o belediyecilerdir. Demirspor’a yine yine akıtılan trilyonlar umurumda bile değil. Daha çok verilsin, hakikaten... Ama ya Adanaspor?

  • Şehrin turuncu yanına dönüp bakmayan o belediyecilere diyelim ne diyeceksek!
  • O kadar mı imkânsızdı bir parça da Adanaspor’a omuz vermek?
  • Bu konudaki son sözüm ve dileğim şudur;
  • umarım bir araştırma, inceleme bilmem ne komisyonu
  • şu belediyecileri de bir yoklar
  • Aytaç Durak’ı yokladıkları gibi…
  • Orada asırlardır ne tür hesaplar dönüyor
  • ve o dönen hesapların hesabını kim tutuyor,
  • onun da hesabı neden verilmiyor?
  • Olur mu ki böyle bir hesap sorma?
  • Sanmam!
  • Ama beklerim;
  • bir Adanasporlu olarak vergilerim, park paralarım, ıvır zıvır ödemelerim nereye gidiyor?
  • Not: O paralar M.Tuncer'in şahsi cebinden harcanıyorsa eğer, o zaman özür diliyor, böyle bir bilgide de bu yazıyı hemen siliyorum...
Yazar: Editor
2010-09-01 19:31:00

Padişahlık Söylemi Üzerine Birkaç Kelam

Bir de Çevre ve Orman Bakanı var. İçkili mekânlarını sesini kısmaktan sorumlu bakan... Bu yazıya gerekçe şudur, yoksa Orman Bakanını anmak gibi özel bir ilgi alanımız yok.

Pop müziğin klasik olmuş ismi Tarkan; baraj suları altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Alliaoni Antik Kenti ile ilgili olarak “yok olmasın” demiş. Böyle bir çağrıda bulunmuş. Peki, Orman Bakanı ne demiş bunu üzerine? Şöyle demiş: Sanatçı arkadaş sanatıyla ilgilensin. Herkesin bir ihtisası vardır. Herkes bilmediği bir konuya burnunu sokarsa çok yanlış olur.”

Tarkan ne demiş? “Yok olmasın” demiş. Neticede orada bir antik kent var ve bir sanatçı da o hassasiyetiyle bir duygusunu belirtmiş. Padişahlık eşrafını kızdıracak ne olabilir ki bu sözde? Bu dileği belirtmek için ille de bir ihtisas mı gerekiyor?

Ama bunlara sorgusuz sualsiz biat lazım… Evet efendimcilik lazım. Siz en iyisini bilirsiniz demek lazım. Onlara Sezen’ler, O.Pamuk’lar lazım, Mansur Lale’ler, Erdoğan bıradırlar lazım. Bir muhalif ses duyulmaya; anında ezile, sindirile, bertaraf edile bre… hayt…

Sonra devam etmiş Orman Bakanı: “Oraya 5 milyon lira kazılar için para ödedik…”

Ee? Cebinizden mi ödediniz? Bu milletin vergileriyle ödendi o para, bu milletin kültürel zenginliğini korumak, kollamak, sergilemek için… Ödeyeceksiniz tabi! Ne yapalım şimdi, bunun için gözlerimizi kapayıp her eyleminize onay mı verelim. Yok mudur bu vatandaşın, sanatçının bir hür iradesi? Bir fikri yok mu? Bu fikri ifade etme özgürlüğü? Hani bu Akpcilerin dersi özgürlük ve demokrasiydi ya! Ama farklı bir ses gelmeye, saldırı en zalım, en pervasız üsluplarla 8–10 koldan gelir başbakanı, bakanı, bakamayanı, vekili, müzakerecisi, yardımcısı, yandaşçısı ile…

Efendim canınız sıkıldıysa biz size biraz Sezen biraz da O.Pamuk verelim? O cenahta keyfiniz yerine gelir elbet!

Satmayan bir gazetenin okunmayan bir gazetecisi (adını da ilk kez TV’de gördüm, bir propaganda konuşmasında, yoksa nereden bileyim bir gemi dolusu evet efendimciyi!) “Başbakan benim can dostum!” diyor. İyi diyor. Öyledir. Doğaldır da. İnsanların çevrelerinde iyi arkadaşlarının can dostlarının olması ne güzeldir, bundan daha büyük bir zenginlik var mıdır? Dalga değil, içten söylüyorum.

Ama o dostluğa sığınıp TV’lere çıkıp yukarıda bahsettiğim o küstah ve en pervasız tavırları takınıp “hayır” diyenlerin üzerine tahrik ederek gitmenin hiçbir güzel yanı yoktur ve de bizi TV başlarında gerim gerim gerip çileden çıkarmanın hiç gereği yoktur.

Laf lafı açtı, nereden çıktık nereye geldik. Fakat böyledir bu iş: ) Hem bahsettiklerimiz birbirinden bağımsız konular değil… Ortada bir padişahlık var ve o ortanın etrafında da bu padişahlıktan aldığı güçle, cesaretle ve keyfiyetle konuşup hayt huyt eden birileri var. Derdimiz budur ve can sıkkınlığımız bundandır! Bre!!!

Yazar: Editor
2010-08-31 16:44:32

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

 

Yine 0–0, yine etkisiz futbol, yine gol pozisyonuna giremeyen golcüler.

Kartepe kampından beri süregelen kısır futbolumuz devam ediyor. Hazırlık ve lig maçları dâhil yanılmıyorsam 7 maç yaptık. Attığımız yediğimiz gol sayısının azlığı bir yana, gol pozisyonuna giremiyor olmamız herkesin canını sıkıyor.

Herkes soruyor hastalık nerede? Genelde teşhisler bilindik. Şuraya transfer lazım, şu futbolcu yerinde oynamıyor, diziliş hatalı vs.. Tüm bu eleştirilere katılıyorum ama hangi takımda benzer talepler ve eleştiriler yok ki diye eklemek istiyorum. Haddim olmayarak hastalığımızın teşhisini Travma Sonrası Stres Bozukluğu olarak koymak istiyorum. Ne demek istediğimi aşağıda detaylandırarak izah etmeye çalışayım.

Adanasporumuz geçen sezonun özellikle 2. Yarısında rakipleriyle arasındaki puan farkını kapatıp kendini süper lige atmak için adeta savaş verdi. Bu savaşta sakatlıklarla, olmayan transferlerle, gelip de verim vermeyen transferlerle, cezalı duruma düşen futbolcularla, hakem hatalarıyla ve deplasmanlarda olay yaratan taraftarlarıyla boğuştu.

1 puanla kaçan 2.lik sonrası play off’ta oynadığımız Konya maçı faciası takım ve taraftarların ruhunda adeta deprem etkisi yarattı. Maç sonu Ali Sami Yen’in hemen dışında soğuk duvarlara sırtını verip tek kelime etmeden yarım saat otobüs bekleyen futbolcularımızın o şoka girmiş halleri gözümün önünden uzun süre gitmeyecek. Bayram Akgül’ün yapayalnız otoparkta bir sağa bir sola elinde telefonla gitmesi, Kemal hocanın yardımcılarıyla kafa kafaya verip dertleşmesi de. Diğer tarafta çevresinde bir şakşakçı topluluğu ile Konya yönetimi coşkulu bir maç sonu açıklaması yapıyordu. Gazeteci dostlarımızla eve giderken ki ruh halimizi de unutmak kolay olmayacak. 10 otobüs Turuncu Beyazlı’nın bir sonraki maça gelmemek üzere gidişini de. Savaş bitmişti ve biz hiç beklemediğimiz şekilde yenilerek evlerimizin yolunu tutmuştuk.

Savaşın sonu yaşanan depremin açtığı yaralar psikoloji dilinde travma olarak adlandırılır. Ve bu travmanın etkilerini hemen atlatmak kolay olmuyor maalesef. Çaresiz bir hastalık olmamakla birlikte bir süreç olarak travma sonrası stres bozukluğu çeşitli şekillerde ortaya çıkıyor.

Bu stres Mersin maçında tribünlere kavga-küfür ve sahadaki futbolculara sabırsızlık olarak yansıdığı gibi sahadaki futbolcularımıza da son hareketi yapma eksikliği olarak yansıyabiliyor. Bu bazen şut çekeceğin yerde pas verme, sakatlıktan yeni çıkmışsan ayağını her topa sokmama, defansta kademe hatası olarak kendini gösteriyor.

Tabi herkesin bu travma sonrası etkileri yaşaması gerekmiyor. Yeni transfer olmuş oyuncular Bülent Bölükbaşı gibi kendileri adına başarılı bir sezon geçirmişlerse tecrübeleriyle takımın ayakta kalmasını sağlayıp bölgelerindeki oyuncuların açıklarını kapatıyorlar. Efecan gibi futbolun doğrularını uygulayıp takımlarını hızlıca hücum bölgesine taşıyıp sahada umudun temsilcisi oluyorlar.

Travmayı bizzat yaşayan oyuncular içinden de Tolgahan gibi takımda birkaç sezondur oynamış olmanın avantajıyla bu süreci hafif şekilde atlatan oyuncular da çıkabiliyor.

Bu biraz da geçen sezon şampiyonluğa kendini inandırmışlıkla da ilgili. Emre Aktaş ve Ersan gibi şanslı olanlar kapağı süper lig takımına atıp bu sıkıntıdan kurtulmuş oluyorlar. Ama Fevzi, Mbilla gibi süper ligin kaçması şokunu atlatamayan oyuncuların sonuç getirmeyen çabalarını birkaç hafta izlemek zorunda kalacağız.

İki yeni oyuncuya daha parantez açmak istiyorum. Özgürcan ve Ahmet Dursun bir nevi travma olan kötü bir sezon geçirip takıma katıldılar. Kaliteleri ortada olan bu futbolcuların ilerleyen haftalarda takıma katkı koyacağından hiç kuşku duymuyorum. Takımın genel performansı yükseldikçe onlarda ayak uyduracaklardır. Fizik kondisyon güçlerinin yükselişi havaların futbol oynamaya müsaitleşmesiyle doğru orantılı olarak birleştiği zaman seyir zevkimiz artacaktır.

Aynı şekilde şanssız sakatlıklarla futboldan uzak kalan Rahman-Emrah Bedir ve hatta Okan Salmaz da ilk maçlarda sakatlığın yarattığı travmanın etkisiyle birkaç maç kendilerini tekmelerden sakınarak oynamayı tercih edeceklerdir. Buna herkes hazırlıklı olsun ki onlara bu zor dönemi atlatmalarında destek olabilelim.

Merak etmeyin Konya’dan gelen stoperin de takıma uyum sağlamasıyla Adanaspor en geç 6. Haftadan itibaren puanları 3er 3er toplamaya başlayacak, tribünleri hem dolacak hem de futbol seyretmeye daha meraklı olacaktır. Denizli ve Rize’nin puan farkını erken açmaması durumunda travma tamamıyla sona erecektir.

Son olarak Kemal hocanın tek forvetli oyun anlayışından vazgeçerek gol yemekten korkmadan erken gol atmayı hedefleyen bir takım sahaya sürmeye başlaması halinde takımın gerçek gücünün sahaya yansıyacağını düşünüyorum. Adanaspor öne geçip ikinci yarı tek forvete döndüğü hiçbir maçı kaybetmeyeceğine herkesle iddiaya girmeye de hazırım. Ama bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Biz burada patlasak da çatlasak da, sabaha kadar taktik ve analiz yazsak da Kemal hocanın oyun düzenini değiştirme hakkını kendimizde görmemeliyiz. Yazdıklarımız fikir jimnastiğinden ve temenniden öteye gidemeyecektir.

Kendimizi teknik direktör yerine koyup kandırmak yerine asli görevimiz olan “tribünde takımımıza nasıl daha iyi destek olabiliriz”e kafa yormamız gerekiyor. Travma sürecinin en kısa sürede atlatılması için hem yanımızda stres bozukluğu yaşayan taraftar kardeşimizi sakinleştirmeli, hem de sahadaki futbolcu kardeşlerimizi yüreklendirip Şampiyon Adanaspor havasına sokabilmeliyiz.

Metehan Badraslıoğlu

Yazar: Editor
2010-08-30 19:49:12

Farkında Olmak Üzerine

 

  • Mourinho bir söyleşisinde meslektaşları için şöyle diyor:
  • “Sadece futboldan anlayan bir teknik direktör bugün kötü bir teknik direktördür, hayatta kalamaz!”
  • Bu sözü buraya bir genelleme ile almış olalım; hoca, futbolcu, yönetici, taraftar, seyirci, memur, mühendis, doktor, öğretmen… bütün iş kollarını yazmayacağım hayır: ))
  • Ama öyle değil mi, sadece kendi işini bilmek, hele bilginin iki klavye tuşuna düştüğü bu devirde ne de yavan olur…
  • Lakin şöyle bir özele bağlayabiliriz Mourinho’nun bu sözünü; örneğin iyi bir tiyatrocu sadece Shakspeare’i bilmekten sorumlu olmayacak, memleketinin gerçeklerinin de farkında olacaktır; insanlar ne yer, ne içer, nasıl geçinir, şu yoksulluğun sebepleri nelerdir, sorumluları kimlerdir…
  • Veya bir romancı ömrünü roman kuramları, kurgular, yazarlığa dair teknik ayrıntılarla geçiremez herhalde! Amerikan üniversitelerindeki hocalıklar filan, ülkenin nasıl bir kumpasa getirildiği noktasında bir körlüğe sebep olmamalı, değil mi?
  • Sonuçta bu memlekette yaşayacağız hep birlikte, gidecek bir New York’umuz, orada bir apartman dairemiz yok bizim, değil mi?
  • O zaman şöyle bitirelim: 
  • “Memleketin hakiki hayat sahnelerini göremeyen, bu meselede bir algı sorunu yaşayan sanatçı kötü bir sanatçıdır, edebi hayatta kalamaz!
Yazar: Editor
2010-08-30 10:12:56

Sözlük çalışmasına Adanaspor’da forma giyen futbolcuları da dâhil edeceğiz. Tabi ki kitapta o isimler alfabetik sıraya göre yer alacak, biz burada isimleri sezonlara göre yayımlayalım.

______________________

(2006–2007 Sezonu)

Tolgahan Acar: 2006–2008 yılları arasında kalemizi koruduktan sonra kiralık geldiği Gaziantepspor’a geri dönen ve 2008–2009 sezonunun devre arasında yeniden takıma katılan oyuncumuzdur.
Murat Yüksel: 2006–2007 sezonunda takımımıza katılan ve o sezonda bir pozisyonda (Adanaspor – Ceyhanspor maçı) sakatlanarak futbol hayatı biten futbolcumuzdur.
Fuat Kınalı: 2006–2009 yılları arasında takımımızda oynamış ve Adanasporumuzla 2 şampiyonluk yaşamış olan defans oyuncumuz.
Mesut Akıncı: 2006–2007 sezonunda Adanaspor da oynamış ve sezon sonunda şampiyonluk yaşamış defans oyuncumuzdur.
Toprak Kırtoğlu: 2006–2007 sezonunda Adanaspor da forma giymiş olan sağ bek oyuncumuzdur.
Adil Uyanık: 2006–2007 sezonunda Adanaspor forması giymiş olan orta saha oyuncusudur.
Bayram Oral: Adanaspor'da 2006–2007 sezonunda forma giyen ve bu kısa sürede taraftarın sevgisini kazanan futbolcudur.
Gökhan Sakar: 2006–2007 sezonunda Adanaspor forması giyen oyuncudur.
Serkan Gültang: 2006–2007 sezonunun ilk yarısında formamızı giyen golcü futbolcumuzdur.
Ender Tıraş:2006–2007 sezonunun ilk yarısında formamızı terleten orta saha oyuncusudur. Bu, ikinci gelişi olmuştur. İlki, Uzanlar döneminde gerçekleşmiştir.
Ali Asım Balkaya: Uzun yıllar formamızı giydikten sonra 2006–2007 sezonunda yuvaya geri dönen forvet oyuncumuzdur. Efsanelerimizdendir. Psikopatımızıdır.
Tayfun Onat: Adanaspor'a 2006–2007 sezonunda gelen ve 2008–2009 sezonunun devre arasına kadar Adanaspor da kalan kalecimizdir.
Samet Gören: 2006–2007 sezonunda Adanaspor forması taşıyan oyuncularımızdandır.
Habip Tok: 2006 yılından beri Adanaspor forması giyen ve şu sıralarda Tarsus İdmanyurdu forması giyen futbolcumuzdur.
Mustafa Diliçıkık: 2006–2007 sezonunda Adanaspor forması giyen forvet oyuncusudur.
Gürçay Bulut: 2006–2007 sezonunda birkaç maçlığına da olsa turuncu beyazlı formayı giyen futbolcularımızdandır.
Dursun Yeğen: 2006–2007 sezonunda Adanaspor da forma giymiş olan savunma oyuncumuzdur.
Cemal Şener: 2006–2007 sezonunda Adanaspor forması giyen orta saha oyuncumuzdur.
Ercan Özbolat: 2006–2007 sezonunun devre arasında takımımıza katılan kanat oyuncusudur.
Sultan Yıldız: Adanaspor'a 2006–2007 sezonunun devre arasında katılan defans oyuncumuzdur.
Muttalip Kandemir: Y.Ereğlispor’dayken Adanaspor karşısında gösterdiği parlak performansla dikkat çeken ve hemen o hafta takıma katılan futbolcumuzdur. Fakat Adanaspor’a o performansı gösterememiştir.
Cem Hallaçeli: Adanaspor'a 2006–2007 sezonunun devre arasında gelen ve şampiyonlukta büyük pay sahibi olan futbolcumuzdur. 2007-2008 sezonunda da yanı başarıyı göstererek ikinci şampiyonlukta da büyük emekleri olmuştur.
Mehmet Aksu: 2006–2007 sezonunun devre arasında Adanaspor'a gelen forvet oyuncusudur.
Edip Saruhan: 2006–2007 sezonunun devre arasında takıma katılan ve 1,5 sezon Adanaspor forması giyen savunma oyuncusudur.
Nuri Terliksiz: 2006–2007 sezonunun devre arasında takıma katılan, sonraki sezon kiralık olarak gönderildikten sonra 2009–2010 sezonunda tekrar takıma katılan stoper oyuncumuzdur.

Hazırlayan: Halit Gürer

Yazar: Editor
2010-08-29 12:06:31

Aydın Körlüğü Üzerine

Anayasa değişikliğinin kabul edilmesi durumunda darbe dönemi yöneticilerine yargı yolunun açabileceğini zanneden Orhan Pamuk, yargı süreci başlamasa bile referandum sayesinde 12 Eylül’ün vicdanlarda mahkûm edileceğini geveledi. 1980 askeri darbesiyle birçok insanın büyük sıkıntılar yaşadığını intihal eden Orhan Pamuk, 12 Eylül ile hesaplaşmak gerektiğini ifade etti. Yeni Anayasa’yı bu hesaplaşmanın yolunu açan bir kapı olarak gördüğünü hayal eden Pamuk şunları söyledi: “Benim Anayasa değişikliğindeki oyum evet... 12 Eylül anayasasından zaten memnun değilim. Anayasadan çok fazla anlamam çünkü siyasi ve hukuki bir belgedir. Ben, 12 Eylül’ün kendisinden memnun değilim.”

Orhan Pamuk‘un o Nobel ödülü birçokları için şaibeli bir hediyeydi. Ben bunun tersini düşünüyorum hala. Hala diyorum, çünkü ülke gerçeklerinden bu kadar kopuk bir yazarın tarihi bir vakada herhangi bir durumu pozitif veya negatif manada tahlil edebileceğini düşünemiyorum artık. Diyeceksiniz ki onca ödül, Nobel yahu, nefis romanlar… Olabilir, iyi bir romancı olmak iyi bir işbirlikçi olmaya engel değil. Bu tür bir körlük pek ala mümkün. Tarih diktatörlere, faşist hükümetlere, zalimlere yaltaklanan sanatçılarla dolu... Memleketlimiz diye övündüğümüz Kayseri asıllı ünlü Amerikalı yönetmen Elia Kazan iyi bir muhbirdir örneğin. “1950’lerin Mc. Carthy zulüm ve cadı avı devri”nde en yakın arkadaşlarını, daha iyi çalışma koşulları için ve devamındaki ödüller için de elbette, şahsi istikbali için, satmıştır o Elia Kazan. En yakın arkadaşlarının ülkede çalışamaz hale gelmesine neden olmuştur o devirdeki komünist avında. Mc. Carthy baskısına direnememiş ve tarihteki yerini ödülleriyle değil o “satıcılığı” ile almıştır.

Şimdi Orhan Pamuk’u ve diğer evetçi tatlı su entellerini yukarıdaki pozisyona sokabilir miyiz evet dedikleri için. Bakın buna evet derim, sokabiliriz. İktidarını türlü ayak oyunlarıyla sabitlemeye çalışan bir enteresan örgütlenmenin değirmenine su taşıyan bu herifçioğulları sırtını o örgütlenmeye vererek suya sabuna dokunmayan işlerle tatlı bir hayat sürmeye devam etme hesapçılığıyla da “satıcıdır” ya da bir manada “işbirlikçidir.”

12 Eylül’ü vicdanlarda, yani sadece vicdanlarda mahkûm etmek değildir derdimiz. Derdimiz şekerli bir sakızı çiğneyerek hesaplaşmak değildir. O 12 Eylül ve o 12 Eylül varisleriyle, o 12 Eylülden nemalananlarla, o devrin zulmünden kendilerine çeşitli saltanatlar kuranlarla, o sürecin bizatihi kendisiyle, öyle çerezleriyle filan da değil doğrudan o zihniyetin mimarları ve mirasyedileriyle hesaplaşmaktır meselemiz.

Siz alın ellilerinize o lolipopları pek muhterem Orhan’lar, Sezen’ler, Erdoğan Mustafa’lar, saray yazarı Elif Şafak’lar; her dönemin adamı, her krallığın şaklabanı, yaltakçısı, yardakçısı, yataklığı Altanlar, siz alın elinize o lolipopları ve yalanın. Bu arada da vicdanlarınızda 12 Eylülü filan mahkûm ettiğinizi kurgulayın, hesaplaştığınızı terennüm edin, zannedin.

12 Eylülün kendisinden rahatsızım diyen O.Pamuk ve işbirlikçi yazarlar nasıl oluyor da ıvır zıvır maddelerin yanında deve dişi gibi duran ve asıl hedef olmaya devam eden maddeyi, yani bir başka 12 Eylülü bina eden o 3Y’yi (Yasama, Yürütme, Yargı) tek erkte toplamayı tezgâhlayan ve ülkeyi hepten bir Akp faşizmine, uçuruma sürükler gibi sürükleyen değişikliği göremiyor? Aydın körlüğü bu olsa gerek… O evetçi miçolar bize göre, cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarıdır gelecek zaman kipinde.

Sizleri kendi vicdanlarınızla hesaplaşmaya havale ediyorum.

Bu fotoğraf nedir?

Siz de o 12 Eylülün evlatlarısınız. O yozlaşmanın meyvelerisiniz. Ki en sağlam kale olması gereken sanat edebiyat dünyası şu 30 senede demek ki en ağır hasarı almıştır ve saraylı, yeni Divan yazarlarını peydahlamıştır. Siz işte o fotoğrafsınız!

Tarihte de “işbirlikçiler” olarak anılacaksınız! O Nazi işbirlikçileri Ezra Pound, Knut Hamsun, gibi; Mc. Carthy işbirlikçileri Oscar ödüllü Elia Kazan, başkanlık ödüllü Ronald Reagan gibi… Ki o ödüller gammazcılığınızı ve işbirlikçiliğinizi aklamaya yetmeyecektir!

Bu noktada yazar kimliğinizle de yollarımız ayrılıyor. Örneğin tüm romanlarını okuduğum, ne yazarsa okurum dediğim Orhan Pamuk’un yazdığı hiçbir şeyi bunda böyle okumayacağım diyerek onun için de “bir Hayır oyu” kullanıyorum.

Yazar: Editor
2010-08-28 11:29:04

Dışımızdaki Hayat

Adanaspor dışındaki futbol âlemine kısaca baksak üç İstanbul takımındaki son gelişmeler üzerinden.

Fenerbahçe sanırım “güçsüz” bir hocanın kurbanı olacak. Bu güçsüzlük “iktidar olma”ya dair bir şeydir. Avrupa’dan yaralı dönüş, prestij ve daha önemlisi para kaybı orayı karıştıracak gibi. Orada da futbolcular, yönetim, teknik ekip, taraftar mutsuz. Ama galip gelinseydi o kaybolan maçlarda sorunlar böyle sert bir biçimde ortaya çıkmayacaktı, olağandır ki… Neymiş, her “3” puan bin ayıp örter.

Beşiktaş’ta durum yukarıdaki son cümlede saklıdır bence. Galip gel, tartışılma, fena eleştirilere maruz kalma. Orada bizi ilgilendiren galiba Ersan’ın oynaması… Bizden giden bir futbolcunun önce BJK’de banko oynaması, sonra milli takıma uzanması… Genel tahlilde ise yıldızlar geçidi oluşturan bu takımın bile en küçük bir sürçmede tribün zulmüyle her an karşılaşabilecek olmasıdır. Çünkü bu durum ne yazık ki bir tribün niteliğine dair Türkiye fotoğrafıdır gayri…

Gelelim Galatasaray’a… galiba aşağıdaki cümleler için ettim bunca lafı, yoksa bana ne oradaki hallerden. Aslında bana ne de değil. Birbirini taklit eden tribünler, takımına olur olmaz tepkilerle zarar vermeyi daha çok taklit ediyor, balık oralardan kokuyor haddizatında. Bu yüzdendir ki her toplumsal mesele vs ilgi alanımızdadır.

Gelemedik Galatasaray’a: ) Turuncu kökenli olduğu için severim Rijkaard’ı. Onun için GS’nin başarılı olmasını istiyordum. Bir de…

Bence Rijkaard yönetim aczinin kurbanı oldu. Özellikle o Adnan Sezgin denenin. Hazzetmediğim ve sanırım Adanasporluların da sempatiyle bakmadığı birdir. Uzanlar döneminde Adanaspor’un önünü ısrarla ve bile isteye, itinayla, dikkatle tıkayan bir adamdı, o dönemki İstanbulspor’un bir yöneticisi ve Uzanların futbol sorumlusu olarak… O dönemde Uzanların futbolda aradığını, onca paraya rağmen bulamasında Sezgin Adnan’ın kayda değer bir katkısı olmuştur.

Biz yazımıza dönelim yoksa ağzımdan kötü laflar çıkacak onun için.

Bir de… deyip kesmiştim lafı yukarıda. O bir de Fatih Terim’dir. Futbol gündemimizden o ismin düşmüş olması ferahlatıcı bir haldi. Fakat GS kulisleri işlerin hiç de öyle olmadığından bahsediyordu zaten. Rijkaard’a karşı İstanbul’da Bizans oyunları doğal olarak… Fatih Terim’i oraya geri getirme çabaları alttan alta… darbe için uygun koşulları hazırlama bekleme taktik ve stratejileri. Valla bir Galatasaraylı olsaydım şu meseleyi dava eder ve Ergenekon mevzusuna dâhil edilmesini isterdim. Şaka bir yana son gelişme şöyle: GS eleniyor ve Arda, Ayhan, Gökhan Zan, Mustafa, Servet, Serdar Özkan Rijkaard (ki gölümüz ve iyi dileklerimiz hep seninle Rijkaard) ile hiç konuşmuyor ve kendi aralarında yarım saat süren bir toplantı yapıyor. Evet, bir tür gemide isyan… Korsan filmlerinden öğrendiğim kadarıyla bunun cezası da yelken direğinde sallandırılmaktır…

Asıl bomba şöyle patlıyor. Ki o da dayanamıyor ve konuşuyor, planları adeta ifşa ediyor. Kim mi Mehmet Ağar! Hürriyet gazetesine göre Mehmet Ağar, Adnan Polat’ı arıyor ve Fatih Terim’i getir başkan, diyor. Güzel Ülkemdeki o karanlık dönemin bir ismi böylece bir kez daha, Galatasaray’daki şu karanlıkta da görünür oluyor.

“Kamuoyundan oluşan o baskıyı ancak o göğüsler ve takımı düzlüğe çıkarır.” diyor Fatih Terim için. İyi de sonra kamuoyunda o oluşan o baskıyı göğüslemek için millet kime başvuracak? Kim ilaç olacak o deli egoların zulmüne?

Durum böyle buradan bakınca!

Nedir? “Kaos ki en çok yakışandır futbola!” ve o sihirli 3 puan/lar da her derde devadır!

Yazar: Editor