Foto Galeri / Yorum
2018-05-20 19:39:08

Lafı dolandırmaya gerek yok.

1.Ligden Süper Lige çıkmasından tercihen haz etmeyeceğimiz üç takım vardı; biri Elazığ, biri Erzurum BB diğeri de aslen Antep BB olan Gazişehir takımı idi.

Muktedirin Rizesine bizim dileklerimizin gücü fantastik bir yazıda bile yetmez zaten. Lakin… Osmanlısporun kapanışına kadeh tokuşturacağımız gibi bu muktedir stepnesi kulüplerin de ait oldukları liglere gidişlerine elbette tanık olacağız.

Dün birbirine birçok anlamda benzeyen iki şehrin takımının filan, play off maçıyla muhatap oldu futbolumuz.

(Halit de not düşmüştü keşke ikisi de çıkamasa diye.)

Öyle bir hisle arar ara bakıldı maça.

Tabi bu son dediğimiz işin mizahi temennisi. Bir hissin başka şekilde ifadesi

Neyse, bize zaten uzak olan Erzurum böylece daha da uzak olsun.

Antep takımına kaldığı ligde, Belediyenin Erzurumuna da gittiği yerde başarı dilemesek, kabalık mı etmiş oluruz?

Bu takımların yerleri en alt liglerdir.

Bu arada “Yarın Erzurum şehir merkezinde yemek yiyip dayak yemeyecek tek kişi Hakan Canbazoğludur.” diye not düşmüş Erzurumspor FK twitter hesabı.

Hay bin kunduz!

Not:

Bu yazı bekliyordu, yayımlamaktan vazgeçmiştik, sayfaya koymayacaktık ama yukarıda alıntıladığımız kulüp twitinden sonra nezakete gerek yok dedik.

Yazar: Editor
2018-05-20 06:51:27

Alıntı Basından    

“Kasımpaşa’nın 6.dakikada Ahmed ile bulduğu golün ardından çok sinirlenen Emre Belözoğlunun ettiği küfür yayıncı kuruluşun ekranlarına yansıdı. Net bir şekilde küfür ettiği görülen Emrenin kimi hedef aldığı ise net belli değildi.”

Beddua Bizden 

Ama maçı yöneten hakem net belliydi.

Maçı yöneten ve o küfrü fark etmeyen(!) çok belliydi. Çünkü elinde düdük vardı.

İşte o hakem, Fırat Aydınustu. Namı diğer, köfteci güzeli; namı diyar, muktedirin hakemi…

Yine bir Kasımpaşaspor maçında Adanasporlu Barbarosun dudaklarını sırtından okuyan, futbolcumuza kırmızı kart gösterip bir şampiyonluk maçında bizi maçın daha başında 10 kişi bırakan Fırat Aydınus böyle kritik bir maçta Emrenin televizyonlara net olarak yansıyan küfrünü net olarak göremedi(!)

Şaşırdık mı?

Şimdi daha iyi ve bir kez daha anlaşılmıştır muktedirin ince ayarlı maçlarına neden bu hakemin verildiği...

Futbol alemi böyle sahneleri daha çok tecrübe edecek bu hakemcikle.

Yazar: Editor
2018-05-19 13:12:46

Bağımsızlık

Bağımsız olma durumu veya niteliği, istiklal.

Ekonomik ve ruhsal desteğe gereksinme duymak, ilgi görmek ve yön seçmek bakımından başkalarına bağlı olmama durumu.

Bir kişi, toplumsal küme ya da toplumun ekonomik, siyasal, ekinsel vb. bakımlardan başka kişi, küme ya da toplumların güdüm ve yönetimi altında bulunmaması durumu.

Özgürlük

Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî.

1.Bağlı olmama; dışarıdan etkilenmemiş olma; engellenmemiş olma; zorlanmamış olma.

2.Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi istencine, kendi yasasına, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi (seçme özgürlüğü).

3.İnsanın kendi istemesi, kendi istenci ile eylemde bulunabilme olanağı; insanın dıştan engellenmeden etki yapabilmesi.

İstenç özgürlüğü: İnsanın istemelerini kendisinden başka bir şeyin engellememiş olması, ya da başka bir şeyce kendisinin dışında bir istemeye zorlanmamış olmasıdır. İnsan istenci özgürdür demek, insanın istemesinin nedeni insanın kendisindedir, demektir. İnsan, istemelerinde özerk ise özgürdür. İstemenin kendisi engellenmişse ya da insan bir başkasınca, bilerek ya da bilmeyerek, herhangi bir istemeye zorlanmışsa, insanda istenç özgürlüğü eksik demektir.

Düşünme özgürlüğü: İnsanın dış etkilerden kurtularak düşünme özerkliği kazanabilmesi. Her türlü baskıdan, özellikle dinsel inançlardan bağımsız olarak düşünebilme. Ancak, düşünme özgürlüğünden anlaşılan yalnızca bağımsız düşünebilme yeteneği değildir; düşündüğünü başkaları karşısında dile getirebilmektir aynı zamanda. Düşünme özgürlüğü, öyleyse, yazma ve söyleme ile birlikte gider.

Düşünme özgürlüğü, en kesin anlamıyla basın özgürlüğünde gerçekleşir.

Eylem özgürlüğü: Dış baskılardan, özellikle başka birinin baskısından bağımsız olarak kendi isteğine göre davranabilmek hak ve gücü.

Başlıca biçimleri:

1.Fizik özgürlük: Her türlü dış baskıdan bağımsız olarak hareket edebilme yetisi.

2.Ruhbilimsel özgürlük: Dış güçlerce belirlenmeden, insanın kendi doğasının eğilimlerine göre hareket edebilmesi durumu.

3.Ahlaksal özgürlük: Kendi kendini belirleyebilme yetisi.

4.Toplumsal özgürlük: Yasaların koruyuculuğu altında ve yasaların sınırları içinde başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadan hareket edebilme.

Doğal özgürlük: İnsanın çevresini değiştirebilmesi yeteneği. Hayvan çevresine uyar, insansa çevresini değiştirip ona biçim verebilir.

Kaynak: TDK

19 Mayıs

Atatürkü Anma Gençlik ve Spor Bayramı

Yazar: Editor
2018-05-16 16:37:39

Basından / Fikret Başkaya

Bu dünyada yaşayan ortalama insan Filistine dair gerçeği bilmez.

Her şey bilmemesi için kurgulanmıştır çünkü…

Siyonist İsrail Devleti, birincisi, normal bir devlet değildir ve ikincisi, bir Orta-Doğu devleti de değildir.

Siyonist İsrail demek, Orta-Doğu denen bölgeye taşmış Batı, emperyalizm, ABD, İngiltere, Fransa, vb. demektir…

Bir tür doku transplantasyonu söz konusudur… Velhasıl doku uyuşmazlığı var.

Siyonist devlet Orta-Doğudaki emperyalizmdir…

Dolayısıyla, neden söz ettiğini bilmek önemlidir…

Siyonist devlet 1948 yılında bir Birleşmiş Milletler Örgütü hilesiyle kuruldu.

O kadar ayıp BMye yeter de artardı bile…

Zira, öyle bir devletin kurulması, bizzat Birleşmiş Milletler Örgütü Şartına mugayirdi…

Filistin toprağı Yahudi Yerleşimciler tarafından işgal edildi, Filistin halkının önemli bölümü sürgün edildi, topağından koparıldı…

Siyonist devletin kuruluşunu izleyen 60 yılda İsrail 65 BM kararına uymadı…

Siz Birleşmiş Milletler Örgütü deneni ne sanıyorsunuz?

Donald Trumpın  Kudüsü , Siyonist devletin başkenti saydığını ve Tel- Avivdeki Büyük Elçiliğini Kudüse taşıyacağını ilan etmesinin ardından öbek öbek “uzmanlar” televizyonlarda boy gösterdiler…

Hiç birinin ağzından kapitalizm, emperyalizm, kolonyalizm, kelimelerinin çıktığını duydunuz mu?

Bu efendiler o tartışmayı hangi dünyada yapıyorlardı?

Siyonist devlet neden başka yerde değil de Filistin toprağında kuruldu?

Daha 1840lı yıllarda İngiliz dergilerinde Orta-doğuda bir Avrupa devleti kurma gereğinden söz ediliyordu…  

Ve yaklaşık 100 sonra muratlarına erdiler…

Filistin tercih edildi zira Orta-Doğu dünyanın merkezidir… 

Modern zamanlardan önce de, Kristof Kolomb’un macerasından önce de  orası dünyanın merkeziydi…

Tarih boyunca emperyal emelleri olan tüm devletlerin gözünü oraya dikmesi boşuna değildir…

Jeopolitik, jeostratejik, jeo-ekonomik ve ticari önemi son derecede büyük bir coğrafyadır orası…

Ticaret yollarının, su yollarının kesişme noktasıdır…

Kıtaların kavuştuğu yerdir… Şimdilerde de emperyalist kapitalizmin damarlarında dolaşan kan olan petrolün, doğal gazın da çoğu oradadır…

Esasen Filistinin başına gelen bir kolonizasyondu ama iki bakımdan özellik arz ediyordu:

Birincisi, bilinen klasik kolonyalizmde (sömürgecilikte), bir ülke emeğini sömürmek, emeğinin ürününe el koymak, doğal kaynaklarını yağmalamak için işgal edilir, sömürgeleştirilir…

Filistinde fazlası vardı…

Orada söz konusu olan Filistin toprağını insansızlaştırmaktı…

Ve ikincisi de tarihin bir ironisi, bir cilvesi olarak, sömürgelerin bağımsızlıklarını kazandığı, halkların kendi kaderlerini tayın etmek üzere tarih sahnesine çıktıkları self-determinasyona kavuştukları bir dönemde, Filistin kolonize edilmişti… [Aslında self determinasyon hiç bir yerde tam olarak gerçekleşmedi ama onu tartışmanın yeri burası değil].

Esasen Siyonizm politik bir ideolojidir ve bir tabu mertebesine yükseltilmiş durumdadır…

Bilindiği gibi tabu, yasaklanarak korunandır…

Dokunan eli yakar… 

Her kim ki, Siyonizmi tartışmak isterse, hemen antisemit (Yahudi düşmanı) damgasını yer ve sesi kısılır…

Mesela Batı Üniversitelerinde Siyonizme dair bir etkinlik, bir konferans  düzenlemeye cüret edenler, anında tehdit edilirler…

Afişleri indirilir, bildiriler tahrip edilir, konferansı düzenleyenler tehdit edilir ve bir terör havası estirilir…

Ayıbı açık etmek daha büyük ayıp sayıldığına göre…

Siyonizm ve Filistine dair bir dizi yalan, bir dizi tevatür üretilmiş durumdadır: İşte, Halkı olmayan toprak, toprağı olmayan halk… 

Bir yer, bir toprak, bir ülke var ki, orada yaşayan bir halk yok…

Bir de, bir halk var, onun da toprağı yok!

Ve orada Siyonist devletin kurulması, bu ikisinin kavuşması demeye geliyor…

Oh ne güzel…

Ve ikincisi, Siyonist İsrailin bölgedeki tek demokrasi olduğu yalanı…

Tam bir Apartheid rejimi nasıl oluyor da demokrasinin timsali sayılabiliyor?

 Üçüncüsü, İsrailin dünyanın dördüncü askeri gücü olması gerekir, zira bir düşman çemberi tarafından sarılmış durumdadır…

Eğer öyleyse, olabildiğince güçlü bir orduya sahip olmalıdır…

Dördüncüsü de, Filistinde İsrail Devletinin kurulmasıyla Holokostun [Yahudi kırımı) sonuçları hafifletilecek, kısmen de olsa ödünlenecekti…

Nazi kırımında Filistinlilerin bir dahli mi vardı?

Oysa, Siyonist devletin asıl misyonu ve varlık nedeni Bölge halklarının ve devletlerinin kendi ayakları üstünde durmalarını engellemektir… 

Bölgeyi sürekli bir çatışma-didişme, savaş, terör ve kaos ortamında tutmaktır… İstikrarsızlığı sürekli kılmaktır…

Geride kalan yaklaşık yüzyıl, Filistin halkı için kan ve gözyaşı, ölüm ve yıkım demekti…

Ve Filistinin kahraman halkı bütün bu zaman zarfında direnmeyi hiç  elden bırakmadı…

İnanılmaz bedeller ödedi ve ödemeye devam ediyor…

Daha dün ABD Büyükelçiliğinin Kudüse taşıma törenini protesto eden, silahsız, savunmasız 58 kişi katledildi, 2770 kişi de yaralandı…

Bu son katliam 70 yıllık katliamlar serisinin sonuncusuydu…

Ve “Uygar Dünya” katliamı sözde kınamanın ötesine hiç geçmedi…

Kınamakla eğer şeylerin seyri değişseydi, her şey ne kadar da kolay olurdu…

Orada tam bir insanlık ayıbı, insanlık utancı var…

Hükümet 3 günlük yas ilan etmiş…

Bir ay yas ilan etseler bir şeyler değişir mi?

Yapılması gereken, kınamak, lânetlemek, yas tutmak mı?

Bir gün gelecek Filistin halkı mutlaka kazanacak, kimsenin kuşkusu olmasın…

Özgürlüğü, haysiyeti için mücadele iradesine ve kararlılığına sahip bir halkı, öldürebilirsiniz, katledebilirsiniz, aç ve susuz bırakabilirsiniz ama asla yenemezsiniz…

Filistin halkı geride kalan 70 yılda öyle olduğunu gösterdi…

Ve tabii insanlığın ayıbını/utancını da açık ederek…

Fikret Başkaya

Yazar: Editor
2018-05-15 08:22:05

Küsmüş Bir Organın Vicdan Azabı

Cafer inanmamıştı ama doktorun söylediğini aynen ona da söylemiştim. Adam bana “penisküs” teşhisi koymuştu. Cafer bilumum yerleriyle gülüp benimle dalga geçti. Ben de gülmedim desem yalan olur.

Tüm bu gülüşmelere rağmen doktora inanıyordum. Çünkü sıkıntıyı yaşayan bendim, Cafer beyin penisi testisine denkti. Yani, illa söylememi istiyorsanız söyleyeyim. Kendi açımdan denklik bozulmuş sertlik berhava olmuştu.

Küsme olayına gelince; hayatım boyunca hiç kimseye küsmedim. Küsmenin ilkel bir şey olduğuna inanmışımdır hep. Ama bir erkeğin en önemli organı saydığı fazlalığın kendisine küsmesi de nedir?

Söyledim ya tamamen doktorun görüşü, o öyle dedi. Doğal olarak Cafer de sordu, “Nedeni neymiş?” Ben de sordum ama doktor bir sonraki randevuya bıraktı dedim. Cafer, “Hassiktir lan!” diyerek tepkisini koydu. Oğlum dedim birkaç test istedi onları yaptıracağım ondan sonra her şeyi açıklayacak.

Caferin ne doktora ne de bana inandığına inanmıyorum. Ben ne kadar mülayim, olayları kabul eden ve akışına bırakan biriysem, Cafer tam benim zıddım biriydi. Konuşmamız aynı fasit dairede devam ederken biraz kızdım tabii. Sabırsızsın, bir süre bekle ve sonucu gör diyerek çıkıştım. Ne halin varsa gör diyerek çıktı odadan. Meğer evden de çıkmış.

Birkaç gün salladım ama sonuçta kaçamayacağım, yüzleşmem gereken bir doktor girmişti hayatıma. Adam çok ilgilenmişti benimle, bir kilo baklava alıp muayenehanesine gittim.

Güler yüzle karşıladı, babacan bir adamdı, test sonuçlarım normal çıkmıştı. Sorunun psikolojik dedi. Çay içip baklava yedik. Beni psikolog Marlon Cahit Uzungeceye yönlendirdi. Yanımda randevu aldı. Öpüşüp ayrıldık. Eve döndüm.

Öğleden sonra Cafer uğradı. Hala “Oğlum penisküs diye teşhis mi olur?” deyip duruyordu. Kendisine uygun bir lisan-ı dille babacan doktorun sonuçlarla ilgili değerlendirmesini aktardım. Cafer anlamıyordu:

“Yahu şuna kuşun ötmüyor, iktidarı kaybetmişsin falan dese neyse. Resmen adam senle kafa buluyor, sen de kek gibi dinliyorsun.”

Cafercim dedim, bak; o güler yüzlü doktor senin gibi öküz olmadığı için beni incitmeden penisimin bana küstüğünü söyledi. Sen de olayın vahametini bıraktın kelimeye taktın. Yeter artık. İçinde bulunduğum durumu ve beni biraz anla.

Bu genç yaşımda şeyim yüzünden psikologlara gitmek zorunda kaldım. Artık adam çocukluğuma mı iner, babamı mı suçlar, içime attığım üzüntüleri mi çıkarmaya çalışır bilemem… biraz gerginim.

Cafer, “Bırak lan bu götünü yediğim ayakları. Ne yani herkesinki gün gelir tekler. Amma büyütüyorsun. Beni dinleseydin birkaç âleme dalar, mesir macunu falan işi hallederdik. Oğlum mesir macunu deyip geçme.

Mesir; uzayan yolların nesridir, şiir gibi duygusal, romantik, canım cicim değildir. Direk mevzuya girer. Onun kitabında kur yapmak yazmaz, ön sevişme asla. Sağa sola bakmadan kana karışır. Ve girdiği vücuda verdiği enerjiyle, kaşlar dâhil bilumum mukaddes organı kaldırır, hoplatır gerekirse zıplatır. Tır olur asfaltı inletirsin oğlum. Yürü be kim tutar seni.

Sen o romantiklerin söylediklerine kulak asma. Sonuçta; sevişmek mekanik bir devinimdir. Mekaniğin şahı Arşimettir. Düşünsene adam suyun kaldırma kuvvetini hamamda çıplakken bulmuştur. Sevişen iki bedene motor diyelim, işte bu motorlar insansa ateşlenmeleri için mesir şarttır. Sonra…

Lan oğlum bırak bu mesir, nesir, kesir işlerini. Sanki denemediğim ot bok kalmış gibi bilgiçlik taslıyorsun. Her şeyi denedim oğlum, bir kıçıma sokmadığım mısır koçanı kaldı. Bırak zevzekliği de arkadaşına destek ol, moral ver.

Madem Cafer kardeşine el uzattın, o da senin için pezevenklik yapmazsa, götün önde gideni demektir.

Artin Reşat H.

Yazar: Editor
2018-05-07 08:00:52

Refakatçi

“Refakatçiyle mı görüşüyorum?”

“Evet benim.”

“Ama bize bayan refakatçi lazım.”

“Ayarlayabilirim.”

“Tamam Bay R. En kısa zamanda sekreterim sizinle ayrıntıları görüşecek. Unutmayın bize Bayan R. Lazım.”

“Haber bekleyeceğim.”

Tek başına çalışan, herhangi bir ekibi olmayan Bay R. kara kara düşünmeye başladı. “Ayarlayabilirim.” Cümlesi ağzından çıkıvermişti. Birkaç gün içinde haber gelmeyince rahatladı. Günlük hayatına devam etti. Aradan bir hafta geçmişti ki sekreter hanım aradı.

Bay R. dürüstçe gerçekleri söyledi ve bu işten affını rica etti. Sekreter nedendir bilinmez duygulanmıştı. Durumu ilgililere aktaracaktı.

Bay R. Şehir Hastanesinden gelen işlerle yoğun bir hafta geçirmişti. Birkaç gün dinlenmek istiyordu. Filmci Ekodan son filmleri USBye atmasını rica etti ve karşılığında sözü edilmez miktarda bir para verdi. Filmci Eko, Bay Ryi severdi. Hem daimî müşterisiydi hem de hiç kimsenin izlemediği, garip filmleri seyrederdi. Bay R. evine geldi. Dünden yaptığı şevketi bostanı soslayıp yedi yanında da iki duble rakı içti. O akşam “TheLobster”ı izledi.

Ertesi gün sekreter aradı ve refakatçinin cinsiyetinin çok da önemli olmadığını vurguladı ve Bay R.nin en kısa zamanda büroya uğraması gerektiğini söyledi. Bay R. birkaç işinin olduğunu ve Çarşamba günü uğrayabileceğini dile getirdi. Çarşamba günü için buluşma ayarlandı. Bay R. telefonu kapattı. Kafasını kaşıdı. Sekreter telefonu kapattı. Saçlarını düzeltti.

Bay R. Çarşamba günü büroda bulunması gereken odada oturması gereken sandalyedeydi. Sekreter hanım bir bardak çay getirdi. Eteğini düzelterek Bay R.’nin karşısına oturdu. Biraz mahcup:

“İşverenim bayan refakatçiyi buldu. Ben sizi kendim için çağırdım. Umarım kızmazsınız.

Telefonda sesiniz müthiş bir huzur hissettirdi. Sizinle tanışmak istedim.  Bir süre bana refakat etmenizi rica ediyorum. Ücreti düşünmeyin. Eski kocam beni öldürecek.

Tabi ki her yere başvurdum. Sadece boş laflar, işe yaramaz evraklar, küçümseyen bakışlar. Beni korumanızı istemiyorum. Yanımda olun ve refakat edin yeter. Siz mi? Onun derdi benimle. Yine de her işte biraz risk vardır.”

Artin Reşat H.

Yazar: Editor
2018-05-05 20:36:34

Genç oyuncularla çıkan Eskişehirspora karşı, genç ve tecrübeli isimleri harmanlayıp sahada yer alan Adanaspor 3 golle mağlup olurken, cılız bir atak bile üretemedi. 

Sezonun son maçlarında genç oyuncularla sahaya çıkmak kabul edilebilir.

Tabii öncesinde o genç oyuncuları yetiştirmek şartıyla. Yıllardır kadroda yer alan ve gelecek vaat ettiği öne sürülen Atakan, Yusuf Fırat gibi isimlerin en ufak bir gelişim gösterememesi

ve Eskişehirsporlu genç oyuncularla girdiği her mücadelede yerde kalmaları altyapı konusunda daha net bir fotoğraf oluşturuyor. 

U21 liginde yer almayan Altınordu ve zor günler geçiren, U21 liginde oynaması gereken isimlerin as takıma yükseldiği Gaziantepsporun üzerinde 16. sırada bulunuyor Adanaspor. U19 ligine katılmamış bile. 

Antrenman yapacak bir altyapı tesisinin bile olmadığını hesaba katınca Adanaspor ya yetenekli genç futbolcu yetiştirme sevdasından vazgeçecek ya da bu konuda profesyonelce işler yapacak.

Eskişehirspor karşısında "tecrübeli" futbolcuların umursamazlığı ise ayrı bir konu.

Gelecek sezon için radikal kararlar almak gerekiyor olumlu bir ivme yakalamak için.

Sil baştan başlanmalı ancak gerekli kararları alabilecek bir yönetim var mı?

Ucuzcu politika bitmezse gelecekten umut yok.

Halit Gürer

Kaynak: Sporarena

Yazar: Editor
2018-05-05 15:11:33
1. Lige Hoş Geldin Büyük Altay 
 
altay ile ilgili görsel sonucu
 
Eski Bir Adanaspor Altay Maçı İçin Tıklayınız. 
Yazar: Editor
2018-05-05 05:57:48

68 kuşağının

Devrimci gençlik liderlerinden

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan

İdamlarının 46. yıldönümünde

Bugün ve yarın düzenlenecek törenlerle

Anılacak. 

üç fidan ile ilgili görsel sonucu

 

Yazar: Editor
2018-05-04 20:09:29

Geçen hafta İstanbuldan dört yedik bu hafta Eskişehirden üç yedik.

Ne oldu?

Ligi böyle bitirmek içinize sindi mi?

Bu takımı ne zannediyorsunuz siz?

Adanaspor rakiplerine antrenman veren bir takım mı?

Onlar ligi bitirmemiş anlaşılan, biz neden bu laubalilikle bitirdik?

Bizim için her maç önemlidir.

Sizin Adanaspora dair bir gurur hissiniz olmayabilir ama bizim var!

Sahaya doğru düzgün bir takım çıkarmak zorundaydınız.

Tetenek yoksunu alt yapı oyuncularıyla; ciddiyetsiz ve futbol ahlakından yoksun, maç kazanma arzusunu hissedemeyecek kadar futbol haysiyetinden mahrum sözde profosyenel A Takım futbolcularıyla bizi neden muhatap ettiniz?

Ne o? Yoksa bu kadro önümüzdeki yılın ideal kadrosu mu?

Bizi neye hazırlıyorsunuz siz?

Lig boyunca şampiyonluk deyip sonra madara olan, son iki haftada da paçavraya dönen bu takıma dair planlarınız ne?

İzah edin.

Bekliyoruz.

Alt yapıdan üst yapıya dek, hocasınıdan başkanına kadar

ya bu takım Adanasporu hak ettiği gibi yönetin ya da yurdumuz Adanasporumuzu layıkıyla yönetecek insanların arayışına dilerseniz kendiniz geçin.

Adanasporumuzu bu sezon rezil rüsva ettiniz.

Bize daha fazla eziyeti, mesleki ve insani ahlakınız açısından olsun, işte o eziyeti bize artık etmeyiniz.

Yazar: Editor